Archive for Mart, 2011

Bediüzzaman hazretleri eski Said döneminde yazdığı risalelerini İstanbul’da tab’ ettirerek ehl-i imana ulaştırıyordu. Osmanlının başkenti olan İstanbul’da toplum içinde aktif olarak hayat sürdü. Matbaanın durumunu çok iyi biliyordu. 1926’dan sonra telif ettiği risalelerinin yazılmasını talebelerinden istedi. Bu isteğin kaynağı ise matbaanın olmayışı değildi. Çünkü 20 sene önce İstanbul’da kendi eserlerini   (Devamını Okuyun)

Ürün Bilgileri:

Sempozyum alanı ulaşım bilgileri! Tarih: 22 Mayıs 2011 Yer: Atatürk Kongre Kültür Merkezi, Merinos Parkı Osmangazi / BURSA Telefon: +90 224 272 1600 Ayrıntılı Bilgi: http://risaleinursempozyumu.com/

Ürün bilgileri:

Hâlik-ı Rahîm (sonsuz merhamet sâhibi ve yaratıcı olan Allah), nev‘-i beşere (insanlığa) verdiği ni‘metlerin mukābilinde (karşılığında) şükür istiyor. İsraf ise şükre zıddır, ni‘mete karşı hasâretli bir istihfâftır (zararlı bir hafife almadır). İktisad ise, ni‘mete karşı ticaretli bir ihtirâmdır (hürmettir) (…) İktisad etmeyen, zillete ve ma‘nen dilenciliğe ve sefâlete düşmeye nâmzeddir   (Devamını Okuyun)

Bu mektubu ince ince okuyunuz: Isparta Cumhuriyet Müddeiumumiliği’nin 954/311 Esas ve 956/8 numaralı ve Hazret-i Üstad hayatta iken hazırlanan ve kendisinin de Saîd Okur adıyla sanık listesinde olduğu iddiânâmesinde geçen ve Husrev Efendi’yi tarif eden 1954 tarihli şu ifâdeler çok câlib-i dikkattir: “Maznun Husrev Altunbaşak: 22 seneden beri Saîd Okur’u   (Devamını Okuyun)

Bismihi sübhanehu. Aziz, sıddık, kahraman ağabeyim, efendim hazretleri… İstifsar-ı hatırla arz-ı hürmetler ve binler selâm eder, ellerinizden öperim. Sıhhat ve afiyetinize, muvaffakiyetinize bütün ruhucanımızla dua ederiz. Efendim! Size mufassal mektup yazıp buradaki çok iyi olan işlerimizden haberdar etmeyi, baştaki vazifelerimden birisi olarak biliyorum. “Ehl-i Sünnet”, ‘Yirmi Sekizinci Mektubun Üçüncü Meselesini   (Devamını Okuyun)

Kur’ân’da Tesâdüf Değil, Tevâfuk Vardır Sual: En mühim hakaik-i Kur’âniye ve îmaniye ile meşgul olduğun halde neden onu muvakkaten bırakıp en ziyade mânâdan uzak olan huruf-u hecâiyenin adedlerinden bahsediyorsun? El-cevab: Çünkü Bu meş’um zamanda Kur’ân’ın bir temel taşı olan hurûfuna hücum ediliyor ve onun tebdiline çalışılıyor! (Rumuzat-i Semaniye, 48)

Niçin Sokrat bu kadar büyüktür? Bir fikir uğruna hayatı hakir gördüğü için değil mi? Said Nûr en az bir Sokrat’tır; fakat İslâm düşmanları tarafından bir mürteci‘, bir softa diye takdîm olundu. Onlara göre büyük olabilmek için ecnebî olmak gerek. O, mahkemelerden mahkemelere sürüklendi. Mahkûmken bile hükmediyordu. O hapishânelerden hapishânelere atıldı.   (Devamını Okuyun)