‘RİSALE-İ NUR’DAN’ Kategorisindeki Yazılar

Aziz, sıddık kardeşlerim! Evvelâ: Bütün ruh u canımla mübarek Ramazanınızı tebrik ederim. Ve o mübarek şehirde ettiğiniz duaların, Cenab-ı Hak yanında makbul olmasını Erhamürrâhimîn’den niyaz ederim. Sizin mübarek Ramazanınızı ve Leyle-i Kadrinizi ve bayramınızı bütün ruh u canımızla tebrik ve tes’id ediyoruz. Cenab-ı Erhamürrâhimîn, emsal-i kesîresiyle sizleri müşerref eylesin, âmîn!   (Devamını Okuyun)

15 Temmuz 2011 Beraet Gecesi Bu gelen gece, Leyle-i Berâet (Berâet Gecesi) bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderât-ı beşeriyenin (insanın kaderinin) programı nev‘inden olması cihetiyle Leyle-i Kadir’in (Kadir Gecesi’nin) kudsiyetindedir. Her bir hasenenin (iyiliğin) Leyle-i Kadir’de otuz bin olduğu gibi Leyle-i Berâet’te her bir amel-i sâlihin (sâlih amelin)   (Devamını Okuyun)

Sâlisen: Konya’lı Hacı Sabri kardeşimiz yanıma geldi. Ben, Sadık, Hayri, Mustafa hazır iken çok ehemmiyetli sohbetimiz, Hacı Sabri’ye mühim bir ders oldu. Bilhâssa Medreset-üz Zehra erkânlarının, hususan Hüsrev’in bu vatan ve millet ve âlem-i İslâm’a hizmet-i imaniyeleri ve tahribçi dinsizlerin desiselerine sed çekmeleri o kadar büyük bir hasenedir ki, farz-ı   (Devamını Okuyun)

İnsan kâinâtın kıymetdar bir meyvesi ve Sâni’-i Kâinât’ın (kâinâtı san‘atla yaradan Allah’ın) nazdar (nazlı) sevgilisi olduğu, Mi‘rac ile anlaşılmış ve o meyveyi cin ve inse (insana) getirmiştir… Bediüzzaman Hazretleri bu noktayı şöyle bir temsîl ile açar: “Senin ile biz, sahra-yı kebîr (büyük çöl) gibi bir mevki‘deyiz. Kum denizi fırtınasında, gece   (Devamını Okuyun)

Adâlet iki şıktır: Biri müsbet, diğeri menfîdir. Müsbet ise, hak sâhibine hakkını vermektir. Şu kısım adâlet, bu dünyada bedâhet (apaçıklık) derecesinde ihâtası vardır (her yeri kuşatmıştır)… Her şeyin isti‘dâd (kābiliyet) lisânıyla ve ihtiyâc-ı fıtrî (yaradılışa âit ihtiyaç) lisânıyla ve ızdırâr (zarûrette olma) lisânıyla Fâtır-ı Zülcelâl’den istediği bütün matlûbâtını (isteklerini) ve vücûd ve   (Devamını Okuyun)

Evet, insanın elindeki cüz’-i ihtiyârî (kendi irâdesi) ile işledikleri ef‘âllerinde (fiillerinde), Cenâb-ı Hakk’a âit netâici (netîceleri) düşünmemek gerektir. Üstâd-ı Mutlak ve Muktedâ-yı Küll (herkesin kendisine uyduğu) ve Rehber-i Ekmel (en mükemmel kılavuz) olan Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, “Peygambere düşen ancak teblîğdir” olan fermân-ı İlâhiyeyi (Allah’ın emrini) kendine rehber-i mutlak ederek,   (Devamını Okuyun)

Miraç mucizesine inanmak, imanın altı şartına imandan sonra mümkün olabilir. İman esaslarının bir neticesi olan miraç, dinsizlere karşı bizzat ispat edilmez. Çünkü Miraç mucizesini kabul etmek ve inanmak, iman esaslarına inandıktan sonra mümkün olabilir. Allah’ı tanımayan, melekleri kabul etmeyen veya semavatın varlığını inkar eden bir insana Miraç’tan bahsedilmez. Nasıl ki   (Devamını Okuyun)

Biz Kur’ân şâkirdleri (talebeleri) olan Müslümanlar, burhâna (delile) tâbi oluyoruz. Akıl ve fikir ve kalbimizle hakāik-i îmâniyeye giriyoruz. Başka dinlerin bazı efrâdları (ferdleri) gibi rûhbânları (papazları) taklîd için burhânı bırakmıyoruz. Onun için akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbâlde, elbette burhân-ı aklîye istinâd eden (dayanan) ve bütün hükümlerini akla tesbît   (Devamını Okuyun)

Tesettürün ref‘i (örtünmenin kaldırılması), izdi­vâcı (evlenmeyi) teksîr etmeyip (çoğaltmayıp), çok azaltıyor. Çünki en serseri ve asrî bir genç dahi, refîka-i hayatını (hayat arkadaşını) nâmuslu ister. Kendisi gibi asrî, yani açık-saçık olmasını istemediğinden bekâr kalır, belki de fuhuşa sülûk eder (girer). Kadın öyle değil, o derece kocasını inhisâr altına alamaz (kendine   (Devamını Okuyun)